Kompen A.Ş. Genel Müdürü Erdal KÜÇÜKŞEHİR, Windowmarket Dergisi’nin sorularını Cevapladı.
08.09.2009
     

Türk profil firmalarının, üretim tecrübesi ve Pazar payı olarak dünyadaki yeri neresidir?

PVC’den mamul kapı ve pencere sistemleri ülkemizde 1980’li yıllarda ilk ciddi yatırımları yapılarak hayata geçmiştir. Bu bakımdan yaklaşık 30 yıl önceye dayanan bir bilgi birikimden söz etmek mümkündür. Ancak ciddi anlamda ekonomik bir güce dönüşme süreci 1990’lı yılların ikinci yarısında başlamaktadır. Özellikle 1996 - 2001 yılları arasında sektör her yıl %30’lar seviyesinde büyümüş ve bu süreçte Türkiye’de sektörel aktör sayısı 80’leri geçmiştir. Bu büyüme sektörde alt yapı ve bilgi birikim açısından her ne kadar faydalı sonuçlar doğursa da oluşan rekabet ortamı malzeme kalitesine ve müşteri memnuniyetine olumsuz yönde yansımıştır. Zira 10 bini geçmiş olan üretici bayilik sistemi ile alakalı denetim mekanizmaları çalıştırılmamış olup tüm enerji kapasiteyi kullanmak yönünde harcanmıştır. Avrupa da ikinci büyük pazar haline gelen ülkemizde sektör 1,5 milyar dolarlık bir hacme ulaşmıştır.

2010 itibarıyle zorunlu hale gelecek olan CE işareti ile ilgili çalışmalarınızı öğrenebilir miyiz, bayilerinize bununla ilgili eğitim veya destek veriyor musunuz?

Herkesin de bildiği üzere 2006 yılı içerisinde yayınlanarak yürürlüğe girmiş olan standarda göre pencere ve kapı sistemlerinde ürünlere CE işareti zorunlu hale gelmiş bulunmaktadır. Daha önce ertelenen uygulama tarihi en son 2010 yılının şubat ayı olarak belirlenmiş olup bu tarihte uygulamanın başlaması beklenmektedir. Bu işaretin amacı malzemenin insan can ve mal güvenliği, bitki ve hayvan varlığı ile çevreye zarar vermeyeceğini göstermektir. Ülkemizde bir yanlış anlaşılma söz konusudur. Bu bir belgeden ziyade bir beyannamedir. Biz Kompen olarak bu konuda başlangıç tip deneylerini İFT Rosenheim gmbh test enstitüsünde yaptırmış olup birkaç sistem için CE uygunluğunu sağlamış bulunmaktayız. Bununla beraber ısıcam içinde aynı çalışmaları Hollanda’da bulunan AB 1750  onay kodlu TNO enstitüsünde yaptırdık ve Türkiye’de CE işaretini ısıcamda kullanan birkaç firmadan biri olmaya hak kazandık.  Bu noktada kendi üretici bayilerimizi de konu hakkında bilgilendirmekteyiz.

CE’nin Türk profil sektörünün yapısına ve imajına ne gibi katkıları olacağını düşünüyorsunuz?

Açık yüreklilikle ifade etmek gerekirse herhangi bir katkı getireceğini düşünmüyorum. Bildiğiniz gibi ülkemizde daha önce bunun sayısız örnekleri yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Daha kayıtdışı insan gücü ve ekonomiyle başa çıkamamışken sırf Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde bu tür yenilikleri uygulamak bana hayalperestlik gibi geliyor. Zira ülkemizde ne üretim tarafındaki aktörler ne de tüketici tarafındaki aktörler sorumluluklarının farkında değiller. Daha tüketici hakları konusunda bile bir mesafe kat edilemedi. Garanti Belgeleri ve kullanma klavuzları zorunlu hale getirildi. Buna rağmen nasıl kullanıldı ve kim denetledi açıkçası bilemiyorum. CE konusunda ilgili yasa, denetim mekanizmasını Bayındırlık Bakanlığı’na vermiş ve bakanlığın denetmen sayısı belli. Bu denetmen arkadaşlarımız inşaatlarda A’dan Z’ye kadar yani beton kalitesinden pencereye kadar denetlemekle yükümlüler. Ayrıca şikayet esasına göre denetmenler görev yapacak diye varsaysak bu ülkede iki komşu birbirini şikayet edip mekanizmayı işlemez hale getirecek. Bence birçok sorunun çözümü tüketici mahkemelerinde yatmaktadır. Eğer bir gün Avrupa’da uygulanan kanunlar Türkiye’de tüketici lehine uygulanırsa zaten birçok sorunda ortadan kalkacaktır. Marmara depreminde ne kadar canlarımızı feda ettik. Aradan yıllar geçti. Yapı yönetmelikleri ve denetimleri konusunda ne kadar yol aldık açıkçası merak ediyorum. Bu bakımdan yasa ve yönetmelikleri çıkarmaktan ziyade uygulama konusunda ısrarcı olmalı ve denetim konusunda taviz vermemeliyiz. Sektörü bir yerlere getirmek için de bu durum büyük önem arz etmektedir.

Türkiye’den en çok hangi ülkelere profil gidiyor, dünya pazarındaki çalışmalarınızla ilgili bilgi verir misiniz?

Bu sorunun cevabı 3 yıl önce olsa Kuzey komşularımız derdik. Yani Rusya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan v.b. ancak bu gün itibarı ile ihracat pazarları değişmiştir. Benim tahminim sektör daha çok Arap ülkeleri ve özellikle Irak pazarı ile Kuzey Afrika’da geleceğini aramaktadır. Çünkü daha önceki yıllarda ciddi miktarda mal sattığımız ülkelerde yerli üreticiler çıkmış, fiyat ve navlun farklarını iyi değerlendirmişlerdir. Bununla beraber bir çok ülke kendi ülkesindeki malı korumak adına gümrük oranlarını değiştirmiş ve bizlere rekabet şansı kalmamıştır. İran’da ciddi bir pazar olarak gözükse de kanunlar ve yönetmelikler bu pazarda çalışmayı ciddi miktarda zorlaştırmaktadır.

Son dönemde artan pazarlar hangileridir, Sizin o pazarlara yönelik ne gibi çalışmalarınız var?

Kompen olarak bizde Irak, Suriye, İran gibi pazarlara ağırlık verdik. İran’da Tebriz ve Tahran’da depolarımız var ve ciddi bayi ağına sahibiz. Ancak burada da yerli üreticiler bulunmakta ve bu bakımdan vade ve fiyat konusunda sıkıntılar yaşanmakta. Bununla beraber Irak’ta ciddi bir tüketim var ancak bu pazarı daha çok coğrafik yakınlık konusunda bizden daha şanslı olan Gaziantep’li firmalar kullanmaktadır. Ayrıca bölgeyle olan akrabalık ilişkileri de önemli bir faktördür. Suriye’de Halep şehrinde bir depo oluşturduk. Ancak Arap ülkelerinde çalışma koşulları ve nitelikli iş gücü konusunda ciddi sıkıntılar mevcut. Kuzey Afrika pazarı ile ciddi biçimde ilgiliyiz. Mısır’dan, Fas’a kadar olan bölgede çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Geçen yıl 10 milyon doların üzerinde ihracat yaptık. Ancak dünyada yaşanan kriz bizim dış pazarlarımızı da ciddi oranda etkiledi. Özellikle 2009 yılının ilk 5 ayında “Yaprak kımıldamadı” desek yeridir. Buna rağmen ihracatın öneminin farkındayız ve bu doğrultuda çalışmalarımız devam edecektir.

Özellikle yurt dışında Türk profil markaları ne ölçüde markalaşabiliyor, firmalar ürün fiyatlarına ne öçüde marka değeri katabiliyor?

Açıkçası bunu başarmış bir Türk firması ben göremedim. Hatta bir dönem yaşanan sıkıntılar firmaları “PEN” eki olmayan isimler bulmaya zorladı. Çünkü her eline fiyat listesi alan özellikle Romanya, Rusya, Ukrayna pazarına mal satmış ve oralarda ciddi zararlar oluşturmuşlar. Pek tabidir ki Türk firmalarına karşı oluşan ön yargıları yıkmak içinde bayağı bir çaba sarfettik. Şimdi gelinen noktada baktığınız zaman demek ki kimse marka olamamış. Çünkü her çıkan yerli firma bizim müşterilerimizi aldı. Marka olmayı başarsaydık müşteri sadakatini oluşturabilseydik bu firmalar bizim pazar paylarımızı etkilemeyeceklerdi. Ancak bunu başaramadık. Bugün bunca yıllık sektörel bilgi ve birikime rağmen sizden hala öncelikle fiyat kriteri soruluyor ise demek ki fiyatlarınızı markanız belirlemiyor.

Türkiye’den ihracat yapılan ülkelerdeki yerli üretim Türk mallarının satışını ne kadar etkiliyor, yerli üretim ve ithal ürünlerin farklı müşteri portföyleri oluşuyor mu?

Bu konuda tartışma yaparken birkaç kriteri dikkate almak gerekiyor. Özellikle alt yapı ve teknoloji olarak ihracat yaptığımız pazarlardan çok daha öndeyiz. Ayrıca ürün çeşitliliği ve kalitesi olarak da iyi durumdayız. Ancak bu ülkelerde uygulanmaya başlanan korumacı tedbirler firmaları zor durumda bırakmıştır. Özellikle kuzey komşularımıza olan ihracatımızı orada üretime başlayan firmaların oluşturduğu baskılar sonucu değişen vergi oranları ciddi oranda etkilemiştir. Buna rağmen hala kalite ve ürün çeşitliliği ile o pazarlara malzeme satan firmalarımız mevcuttur. Birde bu pazarların cazibesi sonucu Alman firmaları bu pazarlar için malzeme üretmeye başlamışlar ve pazara girmişlerdir. Bugün için ithal malzeme ile yerli malzeme arasında farklı bir müşteri kitlesinden bahsetmek mümkündür. Ancak bu fark bizimle yerli üretici arasında değil, Alman üreticilerle yerli üreticiler arasında oluşmaktadır. Geçmiş dönemde yaşanan acı tecrübeler Türk firmalarının tercih noktasında şüpheyle karşılaşmasına sebep olmaktadır.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Sektör olarak bir çok sorunla baş başa kaldığımızı üzülerek belirtmek durumundayım. İşin can yakan tarafı ise böylesi bir ekonomik büyüklük taşıyan sektörün sorunların çözümü noktasında belki yıllardır bir arpa boyu yol alamamasıdır. Hızla büyüyen sektörün en temel sorunu üretici bayilik sisteminde yaşanan başıboşluktur. Bundan 15 yıl önce üretici bayi olmak ciddi bir ekonomik güç ve birikim istemekteydi. Bugün 5 kuruş sermayeniz olmadan bayi olmanız mümkündür. Bir seyahat esnasında Mardin’in  Kızıltepe ilçesine uğramıştım. Emin olun 70’e yakın üretici bayi mevcut ve bir dükkanda 3-4 tabela var. Birçoğunun ne bayilik sözleşmesinden ne de teminattan haberi var. Geliyorsunuz oradan Urfa’nın Viranşehir ilçesine manzara aynı. Geliyorsunuz Urfa’ya bir sokakta 20 adet PVC pencere yapan bayi var. Dışardan bir gözle baksanız dersiniz ki “Bu ülkede en iyi yapılacak iş pencere kapıcılık.” Zira bakkaldan marketten çok her yerde PVC pencere kapı yapan bayiler var. Bütün girdilerinizi nakit karşılarken böylesi bir sistemde 10-12 ay vadelerle malınızı satmanız ve böylesi bir riske girmenizi nasıl izah edersiniz. Yaşanan ekonomik kriz neticesinde sektörümüzde 10’dan fazla firma faaliyetlerine son verirken bir çok insanı da mağdur etmişlerdir. Oysa bu kaçınılmaz sonucu daha önce defalarca dile getirirken kimse tarafından ciddiye alınmadık. Bir şeyleri düzeltmek adına dernekler kurduk, ama sonuca etki edemedik. Hâlâ koca sektör olarak ithal ettiğimiz PVC’den alınan anti damping vergisini kaldırmayı başaramadık. Oysa Petkim’in tüm ürettiği ürün Türkiye’de talebin yarısını karşılamazken, inşaat doğramasında hâlâ belli bir standardı oturtamadık. Bugün Türkiye ısı kaybı nedeniyle mantolama yapmayı zorunlu hale getirirken biz hala ısı kaçaklarının büyük bölümüne sebep olan doğrama ve ısıcam konusunda bir mesafe alamadık.

Bu konuda diğer bir sorun da tüketici haklarına ve mahkemelerine işlerlik kazandıramadık. Hepimiz ne kadar ürettiğimiz ve ne kadar sattığımızla ilgilendik. Gelinen noktada bizler Türkiye’de % 80 PVC pencere kullanılıyor diye övünüyoruz. Evet bu oran Avrupa Birliği ülkeleri içinde en yüksek orandır. Ancak böylesi uzun ömürlü bu sistemler bu gün sökülüp yerine tekrar PVC pencereler takılıyorsa demek ki işimizi doğru yapmadık.

Buna rağmen ümitsiz değiliz. Ekonomide her yeni mal bir yükselme dönemi yaşar ve biz bu safhayı geçtik. Şu an duraklama dönemindeyiz ve artık güçlü olanların var olacağı bir süreci yaşıyoruz. Bundan sonrası ise marka olanların, kalite ve fiyat oranını iyi ayarlayabilenlerin yaşayacağı  süreç olacaktır. Artık var olabilmek müşteri onayından sonra mümkün olacaktır diye düşünüyoruz. Yaşanan Avrupa Birliği ile müzakere sürecinin ülkemizde bir çok sektöre olduğu gibi bizim sektöre de bir kalite çıtası getireceğini ümit ediyorum.